TÜRK SİNEMASININ EROTİK DÖNEMİNE SOSYOLOJİK BİR BAKIŞ

-ADANA-
Sinema, çekildiği dönemin toplumsal yaşamına dair pek çok iz taşır. Filmlerdeki karakterler, ilişkiler ve anlatılan hikâyeler toplumun değerlerini ve değişen alışkanlıklarını anlamamıza yardımcı olur. Bu açıdan bakıldığında, 1970’li yıllarda Türk sinemasında ortaya çıkan erotik film furyası, Türkiye’nin toplumsal ve kültürel dönüşümünü anlamak açısından dikkat çekici bir araştırma alanı olarak karşımıza çıkar. Bu dönemi anlamak için filmlerin içeriğine, üretildikleri koşullara, seyirciyle kurdukları ilişkiye ve toplumda yarattıkları tartışmalara birlikte bakmak gerekir.
1974-1980 yılları arasında yoğunlaşan bu dönem, televizyonun yaygınlaşmasıyla seyircisini kaybetmeye başlayan sinema sektörünün yeni bir gelir arayışına girdiği, siyasi ve ekonomik gerilimlerin arttığı, cinselliğin popüler kültürde daha görünür hale geldiği bir tarihsel kesite denk gelir. Ancak bu dönemi yalnızca ekonomik zorunluluklarla açıklamak yeterli değildir. Filmlerde kadın bedeninin nasıl temsil edildiği, erkek seyircinin nasıl konumlandırıldığı, ahlak ve müstehcenlik tartışmalarının nasıl şekillendiği ve sinema salonlarının kimlere hitap etmeye başladığı da değerlendirilmelidir.
Bu yazının temel sorusu şudur: 1970’lerde Türk sinemasını erotik filmlere yönelten koşullar nelerdi ve bu filmler dönemin toplumsal yapısı hakkında bize ne anlatıyor?
FURYANIN ÖNCESİ: CİNSELLİĞİN SİNEMADAKİ İLK İZLERİ
Türk sinemasında cinselliğin görünür hale gelmesini 1974 yılında birdenbire başlayan bir olay olarak değerlendirmek yanıltıcı olur. Cinsellik, kadın-erkek ilişkileri, arzu, evlilik dışı ilişkiler ve ahlaki çatışmalar daha önceki dönemlerin melodramlarında ve popüler filmlerinde de farklı biçimlerde işleniyordu. Ancak bu filmlerde cinsellik çoğunlukla dramatik anlatının bir parçası olarak sunuluyor; erotik unsur, tek başına filmin temel ticari vaadi haline gelmiyordu.
1970’lerin başına gelindiğinde ise cinsellik, ticari sinemada giderek daha belirgin bir pazarlama unsuruna dönüşmeye başladı. Özellikle seks ve avantür unsurlarını birleştiren yapımlar, daha sonraki furyanın öncüleri arasında değerlendirildi.

Melih Gülgen’in yönettiği ve Behçet Nacar’ın rol aldığı “Parçala Behçet” (1972), Türk sinemasında seks filmleri furyasının başlangıcına ilişkin tartışmalarda sıkça anılan yapımlardandır. Bu film dışında “Dişi Akrep” (1972) ve “Kamçılı Kadın” (1972) gibi yapımlar da Türk sinemasındaki erotik ögelerin artışına örnek gösterilebilecek filmlerdir. Bununla birlikte, 1974 öncesindeki bütün örnekleri aynı türün parçası saymak yerine, bunları erotik unsurların daha görünür hale geldiği bir geçiş dönemi olarak değerlendirmek daha yerindedir. Bir filmde cinselliğin bulunmasıyla cinselliğin filmin temel satış unsuru haline gelmesi aynı şey değildir. Asıl dönüşüm, cinselliğin anlatı içindeki işlevinin değişmesi ve yapımcıların bunu seyirciyi çekmek için sistematik biçimde kullanmaya başlamasıyla ortaya çıkar.
1974-1975: EROTİK FİLM FURYASININ ORTAYA ÇIKIŞI
1974 yılı, Türk sinemasındaki erotik film furyasının belirginleştiği dönem olarak kabul edilir. Bu tarihten itibaren erotik komediler çoğalmış; filmlerin adlarında, afişlerinde ve tanıtımlarında cinsellik çağrışımları daha sık kullanılmaya başlanmıştır.

“Beş Tavuk Bir Horoz” (1974), bu dönemin örnekleri arasında anılır. Aynı yıllarda “Ah Deme Oh De” (1974) ve “Tak Fişi Bitir İşi” (1974) gibi yapımlar da cinsellik çağrışımlı isimlendirme ve ticari pazarlama anlayışının örneklerini oluşturur.
Bu furyayı ortaya çıkaran üretim koşullarını gözden kaçırmamak gerekir. Yeşilçam, büyük ölçüde yapımcıların, dağıtımcıların ve sinema salonlarının oluşturduğu ticari bir ağ üzerinden çalışıyordu. Bir filmin başarısı aynı formülün başka filmlerde tekrar kullanılmasını teşvik edebiliyordu. Dolayısıyla erotik film furyası, bireysel yönetmen tercihlerinin ötesinde belirli bir seyirci talebini ekonomik kazanca dönüştürmeye çalışan bir üretim modelinin ürünü olarak da ele alınmalıdır.
1976-1979: YAYGINLAŞMA, TEKRAR VE DAHA AÇIK TEMSİLLER
Furyanın en yoğun yıllarında erotik komediler, seks ve avantür unsurları taşıyan filmler ve daha açık cinsel temsillere yönelen yapımlar aynı dönemin içinde yer aldı. Ancak bunların hepsi tek bir kategori altında değerlendirilemez. Erotik komedi ile pornografik içerik arasında hem anlatım hem de gösterim biçimi bakımından farklılıklar bulunuyordu.

Bu dönemde çok sayıda film üretilmesi, Yeşilçam’ın ticari üretim mantığıyla yakından ilişkiliydi. Seyircinin ilgi gösterdiği türler hızla çoğaltılıyor, benzer adlar ve anlatı kalıpları kullanılıyordu. Bunun sonucunda erotik unsur, bazı yapımlarda hikâyenin önüne geçmeye başladı.
Buket Akdemir’in 2018 tarihli yüksek lisans tezi, “1970-1980 döneminde erotik filmlerdeki müstehcenliğin artışını Türkiye’deki siyasi, ekonomik ve toplumsal gerilimlerle birlikte” ele alır. Aynı yıllarda toplumsal gerçekçi filmler, politik sinema örnekleri, melodramlar, arabesk filmler ve komediler de üretilmeye devam ediyordu. Erotik film furyası, Yeşilçam’ın tamamını temsil eden bir sinema anlayışından çok, belirli tarihsel koşullarda olağanüstü ölçüde yaygınlaşan ticari bir eğilimdi.
KADIN BEDENİ, ERKEK SEYİRCİ VE TOPLUMSAL CİNSİYET
Erotik film furyasını incelerken sorulması gereken önemli sorulardan biri, kadın ve erkek karakterlerin filmlerde nasıl temsil edildiğidir. Dönemin birçok erotik filminde kadın bedeni, seyircinin ilgisini çekmek üzere öne çıkarılırken erkek karakterler daha çok arzulayan, harekete geçen ve anlatıyı yönlendiren konumlarda sunulabiliyordu.

Ceyda Kuloğlu’nun 2019 yılında yayımlanan “1974-1979 Yılları Arasında Türk Erotik Filmlerde Kadınlar” başlıklı araştırması, dönemin filmlerinde kadın karakterlerin konumunu, erotik sahneleri, görsel tercihleri ve ataerkil söylemleri içerik analizi üzerinden inceler. Çalışmanın temel tartışmalarından biri, kadın oyuncuların popülerliklerine rağmen filmlerde çoğu zaman ikincil ve nesneleştirici temsiller içinde konumlandırılmalarıdır.
Erotik filmlerde rol alan oyuncular, dönemin toplumsal değerleri ve ahlak anlayışı doğrultusunda çeşitli eleştirilere maruz kalmıştır. Bununla birlikte, bu tepkilerin kadın ve erkek oyuncular açısından aynı biçimde ortaya çıkıp çıkmadığı, üzerinde durulması gereken başka bir konudur. Kadın oyuncuların maruz kaldığı toplumsal baskının erkek oyunculara yöneltilen eleştirilerden daha yoğun olup olmadığı sorusu da dönemin cinsiyetçi yargılarını incelemek açısından önem taşımaktadır.
AVRUPA’DA EROTİK SİNEMANIN YÜKSELİŞİ VE TÜRKİYE İLE KARŞILAŞTIRMA
1960’ların sonu ve 1970’lerde Avrupa sinemasında cinselliğin temsilinde yaşanan değişim, erotik temaların ticari yapımlarda daha fazla yer bulmasını sağladı. Cinsel özgürlük tartışmaları, değişen seyirci beklentileri ve sinema sektörünün yeni izleyici arayışları bu gelişmede etkili oldu. Fransa’da Just Jaeckin’in “Emmanuelle” (1974) filmi uluslararası bir başarı elde ederken İtalya’da Salvatore Samperi’nin “Malizia” (1973) ve Michele Massimo Tarantini’nin “La Liceale” (1975) filmleri erotizmi komedi unsurlarıyla bir araya getirdi. Bu yapımlar, dönemin Avrupa sinemasında erotizmin farklı anlatım biçimleriyle ticari değer kazandığını göstermektedir.
Avrupa’daki bu eğilim, Türkiye’de 1974 sonrasında hız kazanan erotik film furyasını değerlendirmek açısından da önemlidir. Her iki sinema ortamında erotik içeriklerin ticari bir çekim unsuru olarak öne çıkması dikkat çekse de Türkiye’deki gelişmeleri Avrupa sinemasının doğrudan bir uzantısı olarak görmek doğru olmaz. Ülkelerin sinemaları arasında etkileşimler bulunması mümkün olsa da farklı ülkelerdeki erotik film furyalarını, uluslararası sinemada yaşanan dönüşümü anlamaya yardımcı olan karşılaştırmalı örnekler olarak ele almak daha yerindedir.
AHLAK, SANSÜR VE SİYASET: CİNSELLİĞİN KAMUSAL ALANDAKİ YERİ
1970’ler Türkiye’sinde filmlerin üretimi, gösterimi ve kamuoyunda tartışılması farklı ahlaki ve siyasi tutumlarla karşı karşıya geliyordu. Erotik film furyası, cinselliğin hangi koşullarda kabul edilebilir sayıldığına ilişkin tartışmaları görünür kıldı. Aynı film, bir seyirci için eğlence ve merak konusu olurken başka bir kesim tarafından toplumsal ahlak açısından sakıncalı bulunabiliyordu. Bu nedenle müstehcenlik tartışmaları, toplumun cinselliğe ilişkin sınırlarını nasıl çizdiğiyle de ilgiliydi.
Buket Akdemir’in çalışması, “1970-1980 döneminde siyasi ve toplumsal gerilimlerle sinemadaki müstehcenliğin artışı arasında ilişki kuran” bir yorum geliştirir. Bu yorum, sinemanın ideolojik işlevini tartışmak açısından önemlidir. Ancak erotik filmlerin toplumun siyasetten uzaklaştırılması amacıyla bilinçli ve merkezi bir politika doğrultusunda üretildiği iddiası, ayrıca kanıtlanması gereken daha güçlü bir savdır.
Yalçın Lüleci’nin 1970’lerde iktidar ve sinema ilişkisini ele alan araştırması, “siyasi istikrarsızlığın da sinema sektörünü zorladığına” dikkat çeker. Aynı dönemde devletin seks filmlerinin ve siyasi içerikli filmlerin yaygınlaşmasına karşı yeni düzenlemeler yapma ihtiyacı duyması, sinema sektörünün ticari tercihleri ile kamusal denetim arasındaki gerilimi daha görünür hâle getirir. Sansür uygulamaları, ahlaka aykırı görülen görüntülerin çıkarılmasının ötesinde, cinselliğin sinema aracılığıyla kamusal alanda nasıl temsil edileceğini de belirliyordu.
Kültür ve Turizm Bakanlığı arşivlerindeki 1932–1988 dönemine ait 96 adet Sansür Karar Defteri üzerinde yürütülen çalışma, filmlerin gösterim izinlerinin reddedildiği veya belirli koşullara bağlandığı kararları sistematik biçimde incelemektedir. Bu kayıtlar, ahlak ve adap gerekçelerinin sinema üzerindeki denetimin önemli araçlarından biri olduğunu göstermesi bakımından değerlidir. Bu denetim mekanizması 12 Eylül 1980 Darbesi sonrası çok daha sert bir yapıya dönüşür.
Bahadır Kapır ve Ferhat Zengin’in 1974-1980 dönemini sinema makinistlerinin sözlü tarih anlatılarıyla inceleyen araştırması, “bu filmlerin aileden ayrı, ağırlıklı olarak erkeklerden oluşan bir seyirci kitlesi ve kendine özgü bir sinema kültürü yarattığını” ortaya koyar. Bu bulgu, erotik sinemanın seyir alışkanlıklarını, sinema salonlarının kullanımını ve cinselliğin kamusal alandaki deneyimlenme biçimlerini de etkilediğini düşündürür.
1970’lerin erotik sineması, Türkiye’de cinselliğin ne ölçüde özgürleştiğinden çok, cinselliğin hangi koşullarda metalaştırıldığı, kimler tarafından tüketildiği ve hangi kurumlar tarafından sınırlandırıldığı sorularını gündeme getiren bir toplumsal olgu olarak okunabilir.
1980: FURYANIN GERİLEMESİ VE DÖNÜŞÜM
12 Eylül 1980 Darbesi, Türk sinemasının erotik dönemi açısından önemli bir kırılma noktasıdır. Darbe sonrasında değişen siyasi ortam, denetim ve sansür uygulamaları, erotik filmlerin üretimini ve gösterimini olumsuz etkiledi. Bu nedenle 1974-1980 arası literatürde sıklıkla erotik film furyasının temel dönemi olarak ele alınır.
Furyanın sona erişinde askeri darbenin yanı sıra Yeşilçam’ın ekonomik sorunları, seyirci alışkanlıklarındaki değişimler ve dağıtım-gösterim sisteminin dönüşümü de etkili olmuştur. 1980’lerde videokasetlerin yaygınlaşması, filmlerin evlerde izlenebilmesi ve içeriklerin sinema salonlarından bağımsız dolaşıma girmesi açısından yeni bir dönem başlattı.
Bu nedenle 1980’i cinsel içerikli sinemanın tamamen ortadan kalktığı bir tarih olarak değil, erotik film furyasının eski üretim ve gösterim biçiminin ağır biçimde gerilediği, sinema salonlarından videokaset teknolojisi sayesinde evlere taşındığı bir dönüm noktası olarak değerlendirmek daha doğrudur.
SONUÇ
1970’lerde Türk sinemasında yaygınlaşan erotik film furyası, ekonomik koşulların yanı sıra toplumsal taleplerin ve cinsiyet ilişkilerinin de etkisiyle şekillenmiştir. Sinema sektörünün ekonomik arayışları kadar seyircinin ilgisini belirleyen toplumsal dinamikler de bu süreçte etkili olmuştur. Erotik filmlere yönelik talebin artışı, dönemin toplumsal yapısı ve özellikle erkek egemen kültürün cinselliğe yaklaşımı çerçevesinde değerlendirilmelidir. Kadın bedeninin ticari bir çekim unsuruna dönüşmesi ve erkek arzusunun filmlerdeki belirleyici konumu, bu toplumsal yapının sinemaya yansımaları arasında yer alır.
Erotik film furyasının sinema açısından önemli sonuçlarından biri de ticari kaygıların sanatsal üretimin önüne geçebilmesidir. Seyirciyi çekme amacıyla benzer konuların, kalıplaşmış anlatıların ve cinsellik merkezli pazarlama yöntemlerinin tekrarlanması, bazı yapımlarda senaryonun, oyunculuğun ve sinemasal anlatımın geri planda kalmasına yol açmıştır. Bu yaklaşım, sinemanın sanatsal ifade olanaklarını daraltarak filmlerin yalnızca ticari başarı üzerinden değerlendirilmesini teşvik etmiştir.
Bu dönemin sosyolojik açıdan dikkat çekici yönlerinden bir başkası ise, Türkiye’de cinselliğe yönelik toplumsal tutumlar ile bu filmlere gösterilen ilgi arasındaki çelişkidir. İtalya ve Fransa gibi ülkelerde cinselliğin sinemada daha açık biçimlerde temsil edildiği örneklerle karşılaştırıldığında, Türkiye’deki erotik film furyasının toplumsal ahlak anlayışı ve cinselliğin kamusal alandaki görünürlüğü bakımından farklı bir bağlamda şekillendiği söylenebilir. Cinselliğin açıkça konuşulmasının ve sergilenmesinin toplumsal açıdan hoş karşılanmadığı bir ortamda erotik filmlerin hem ahlaki eleştirilere maruz kalması hem de geniş bir seyirci ilgisi görmesi, toplumsal normlar ile bireysel arzular arasındaki gerilimi ortaya koymaktadır. Bu durum, cinselliğin toplumsal yaşamda sınırlandırılmasının ona yönelik ilgiyi ortadan kaldırmadığını; aksine, bu ilginin daha örtük ve çelişkili biçimlerde ortaya çıkabildiğini düşündürmektedir. Dolayısıyla 1970’lerin erotik film furyası, Türkiye’de cinselliğin ahlaki yargılar, toplumsal beklentiler ve bireysel arzular arasında nasıl konumlandığını gösteren sosyolojik bir olgu olarak da değerlendirilmelidir.
KAYNAKÇA:
– Akdemir, Buket (2018). 1970’ler Türk sinemasında seks filmleri furyası ve artan müstehcenliğin toplumda yükselen gerilim üzerinden incelenmesi. Yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi.
– Ali Karadoğan ve Semire Ruken Öztürk öncülüğündeki araştırma ekibi, Türkiye’de Sinema Sansürünün Tarihi (1932-1988): Sansür Karar Defterleri Üzerine Bir İnceleme. Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü.
– Asman, İ. C. (2023). “Once upon a time in Türkiye: The sex influx, gender inequality, and revisiting past pornographies.”
– Kapır, Bahadır ve Ferhat Zengin (2025). “Oral History Study on Erotic Cinema: Turkish Cinema from 1974 to 1980.” CINEJ Cinema Journal.
– Klemm, Alexander J. (2019). “Thailand in the European Cinematic Imagination: The Phenomenon and Legacy of Emmanuelle (Fr 1974)”.
– Kuloğlu, Ceyda (2019). “1974-1979 Yılları Arasında Türk Erotik Filmlerde Kadınlar”. Journal of Turkish Studies.
– Maina, Giovanna ve Federico Zecca (2022). “Turn on the red light: notes on the birth of Italian pornography”.
– Özgüç, Agâh (1988). Türk Sinemasında Cinselliğin Tarihi. Broy Yayınları. Türk sinemasında cinselliğin tarihsel temsillerini araştırmak için başvurulabilecek kaynaklardan biri.
– Yalçın Lüleci, “Relations Between Power and Cinema in Turkey During the 1970s”, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi.

