KONTROLÜ BIRAK, KENDİNE ALAN AÇ

-ADANA-
Kaç kez başkası size yanlış davrandı diye kendi gününüzü mahvettiniz? Kaç kez “Millet ne der?” diye düşünüp hayallerinizden vazgeçtiniz? Kaç kez sırf karşınızdaki kişiler mutlu olsun diye hiç yapmak istemediğiniz bir şeyi yaptınız?
Mel Robbins, “Bırak Yapsınlar Teorisi” kitabında tam olarak bu döngüden nasıl çıkabileceğimizi anlatıyor ve şunu söylüyor:
“Bu hayatı yaşamanın daha iyi bir yolu var. Bırak yapsınlar.”
“Bırak yapsınlar” demek, “Boş ver, ne yaparlarsa yapsınlar” demek değil. Bu, “Büyüklük bende kalsın” diye susmak ya da görmezden gelmek de değil; izin vermek demek. Onlara “kendileri olma” izni vermek ve böylece kendine de “kendin olma” alanı açmak demek. Kitap; bu yaklaşımı araştırmalar, kanıtlar ve hikâyelerle temellendirirken antik felsefeler, iyileştirici yöntemler ve farklı inanç sistemleriyle de destekliyor.
İnsan doğasının temelinde kontrol etme ihtiyacı vardır. Kontrol, insan için rahatlık ve güvenlik hissi yaratır. Ancak burada gözden kaçan bir gerçek var: Kontrol edemeyeceğimiz tek şey diğer insanlardır. İnsanların bizim hakkımızda ne düşündüğünü, nasıl davrandığını kontrol etmek isteriz. Ya da tam tersine, sevilmek ve kabul edilmek için onların istediği gibi olmaya çalışırız.
Ama insanların düşüncelerini kontrol etmek mümkün değildir. Hepimizin gün içinde sayısız düşüncesi olur ve bunların bazıları olumsuz olabilir. Bu, insanların bizi sevmediği anlamına gelmez. Tıpkı bizim de sevdiğimiz insanları zaman zaman yargılayabilmemiz gibi. Başkalarının zihnini kontrol edemeyiz; bu yüzden bırakmak gerekir.
Bu noktada başka bir gerçek daha ortaya çıkar: Çevremizdeki herkesi memnun etmek mümkün değildir. Onları değiştirmek de öyle. Teoriyi uygulamanın ilk adımı, bu gerçeği kabul etmektir. Üstelik sadece başkaları bizi kontrol etmeye çalışmaz; biz de onları kontrol etmeye çalışırız. Çoğu zaman bunu “onların iyiliği için” yaptığımıza inanırız. Daha sağlıklı olmalarını, hayatlarını düzene sokmalarını ya da yanlış bir ilişkiden çıkmalarını isteriz. Ancak bu, onların seçimi ve bizim sorumluluğumuz değildir.
Kontrol edemediğimiz şeyleri ısrarla kontrol etmeye çalışmak bizi kaygılı ve yorgun bir hale getirir. Fark etmeden tükeniriz. Başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğüne o kadar odaklanırız ki kendimizi nasıl görmek istediğimizi unutmaya başlarız.
Aslında kontrol edebildiğimiz şeyler çok daha sınırlıdır: Ne düşündüğümüz, ne yaptığımız ya da yapmadığımız ve duygularımızı nasıl işlediğimiz. Bu teori, tam olarak bunu kabul etmekle başlar ve bizi en önemli adıma götürür: Kendine izin vermek. Duygularını yaşamaya izin vermek ve vermek istediğin tepkiyi bilinçli şekilde seçme hakkını kendine tanımak.
“Bırak yapsınlar” yaklaşımı, insanların bize istediği gibi davranmasına izin vermek ya da tepkisiz kalmak değildir. Aksine, sorumluluk almaktır. Başkalarının davranışlarını kontrol edemeyiz ama o davranışlara nasıl karşılık vereceğimizi seçebiliriz. Duygularımızı yaşarız, öfkeyi hissederiz; ama onunla hareket etmek zorunda değiliz.
Belki de özgürlük, başkalarını kontrol etmeyi bıraktığımız anda değil; kendimize izin verdiğimiz anda başlar. Bırak yapsınlar. Ve kendine izin ver.

